1. Ana Sayfa
  2. Köşe Yazıları

Müslüman Kimi Örnek Almalı?

Biz kusurlu ve masum olmayan ümmeti kendisine vahyolunan ve masum olan bir zatı nasıl taklit edeceğiz? Bu yazı Müslüman'ın günlük hayatında yapacağı işlerde nasıl bir yol izlemesi gerektiğine dair yol haritasıdır.

Müslüman Kimi Örnek Almalı?
müslüman kimi örnek almalı
+ - 0

İslam dini 610 yılında cahiliye Araplarının bulunduğu Mekke coğrafyasında Abdullah’ın oğlu El-Emin olarak bilinen Muhammed Mustafa (s.a.s)’e vahyolunan son dindir. Müslüman İslam’a tabi olmuş kişiye denir. İslam dininin ilk muhatabı olan Efendimiz (s.a.s)’e insanlarla bir arada yaşamış ve insanlara vahyolunan ayetleri ulaştırıp tebliğde bulunmuştur.

İslam dininin 3 temel esası vardır, bunlar:

  1. Allah
  2. Kitap
  3. Peygamber

“Kuşkusuz Allah katında din İslâm’dır.”

Âl-i İmrân Suresi – 19 . Ayet

Rabbimiz kitabını bize peygamberi aracılığı ile indirmiştir. Kitabının tebliğ edicisi ve onu açıklayıcısı da resulüdür.  Kur’an’da Zâriyat Suresi’nde de bildirildiği üzere Rabbimiz bizi O’na kulluk edelim diye yarattı. 

Bizim beşer olmamız itibarıyla dinin diğer temel esaslarına kıyasla peygamber bize ünsiyet kurabileceğimiz kişidir. Öyleyse bu aziz dini yaşarken örnek alacağımız merci Efendimiz (sallalahu aleyhi ve sellem)’dir. Yani kulluğu öğreneceğimiz kaynak Allah Resulüdür. Öyleyse Efendimiz (s.a.s)’in insanlara örnek olmasını inceleyelim.

Aleyhisselatu ve Selam Efendimiz’in peygamberliği süresince, yaşanan olaylarla irtibatlı olarak insanlarla görüşmüştür. Kur’an, hayatın gerçeklerinden hareketle insanları uyarmaktadır. Efendimiz, insanların içinde yaşayan beşer bir peygamberdir tebliği de beşeredir.

De ki: “Yeryüzünde yerleşip dolaşan melekler bulunsaydı elbette onlara da peygamber olarak gökten bir melek gönderirdik.”

İsrâ Suresi – 95. Ayet

Bu ayetle de vurgulandığı gibi insanların sorunlarına problemlerine cevap vermesi ve insanların örnek  alabilmeleri için Rabbimiz peygamberleri kendi cinslerinden yani insanların içinden göndermiştir. Yemeyen, içmeyen, uyumayan, yaşamayan ve ölmeyen bir peygamber; yiyen, içen, uyuyan, yaşayan ve ölen bir  insana nasıl örnek olabilir?

İnsan bakarak taklit etmeye meyillidir. Bunu yeni doğmuş bir bebekte dahi görebiliriz. İnsanoğlu da görerek dini yaşayabilir. Dini peygamberden görerek yaşadığı gibi hayatın önüne getirdiği sorunlarla başa çıkmayı da peygamberlerden öğrenebilir.

Kur’an’ı Kerim’de Efendimiz (sallalahu aleyhi ve sellem) için “İçinizden Allah’ın lutfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır.” (Ahzâb Suresi – 21. Ayet) bildirilir. Efendimiz (s.a.s)’in hayatı, bir beşerin üzerinden bütün beşeriyetin hayatıdır. Onun( sallalahu aleyhi ve sellem) hayatının içerisinde tüm beşerin hayatını buluruz. ,

Peki biz kusurlu ve masum olmayan ümmeti kendisine vahyolunan ve masum olan bir zatı nasıl taklit edeceğiz?

Yukarıda değindiğimiz gibi dinin temel esaslarından bize yakın olan peygamberdir. Peygamberimizin ashabı olan ilk nesil de biz ahir zaman insanına daha yakındır. Ashab, İslam dinini peygamberden emdiği vahiy ve örneklik ile yeryüzüne yayan ilk nesildir.

Ashaba bakarak Efendimiz’i (s.a.s)’de tanımış oluruz. Zira muallimin güzelliği talebesinden belli olur. Tüm sahabelerden kendi üzerimize alacağımız bir şey vardır. Sahabe-i Kiram efendilerimiz Allah’tan razı, Allah’ın da onlardan razı oldukları kullardır.

Örnek verecek olursak; Hz. Ebu Bekir (radiyallahu anh) üzerinden sıdkı anlarız, Hz. Ömer (radiyallahu anh) üzerinden adaleti öğreniriz, Hz. Osman (radiyallahu anh) üzerinden hayayı öğreniriz, Hz. Ali (radiyallahu anh) üzerinden ilimi öğreniriz, Hz. Zübeyir bin Avvam üzerinden ihlası öğreniriz…

Muâviye bin Ebî Süfyân zamanında Ukbe bin Nâfi (r.a), Afrika’ya gönderildi. Tevhîd sancağını Afrika’ya taşıyan Hazret-i Ukbe, Kayravan’ı zaptedince oraya idâreci tayin ettiği Züheyr bin Kays’a:

“Ben nefsimi Allâh’a sattım. Allâh’ı inkâr edenlerle cihâd etmeye son nefesime kadar devam edeceğim.” diyerek yüreğindeki îlâ-yı kelimetullah heyecanını ifâde etti. Hakîkaten, nâil olduğu sayısız zaferler neticesinde pek çok beldeyi fethetti. Sonunda sınırlar okyanusa dayandı.

Ukbe (r.aleyh) ellerini yüce dergâha açarak:

“Yâ Rabbî! Şu okyanus olmasaydı muhakkak ki Sen’in yolunda cihâd ederek önümdeki beldelerde ilerlemeye devam ederdim.” dedi. Böylece îmânı aşkla yaşayan bir mü’minin gönül ufkunu sergiledi.

Ashabın Efendimiz sallalahu aleyhi ve sellem ‘den aldığı örneklikle ilay-ı kelimetullah uğruna gayretini bilmem bu zamanın konfor düşkünü bizler üzerimize alır mıyız?

Bu örnek ile iktifa edelim.

Ashab-ı Kiram’ın hataları üzerinden de dersler çıkarırız zira onlar bizim gibi kendilerine vahyolunmayan insanlardır. Hatalar karşısındaki tutum ve davranışları bizim de böyle hatalarla karşılaşınca ne yapacağımızı dair bize yol gösterir. 

Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in buyurduğu gibi “Ashâb’ım yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayeti bulmuş olursunuz.” (Hadis-i Şerif).  Akla gelme ihtimal bulunan “peygamber ashabının hata işlemesinin peygamberliğine halel getirir mi?” sorusuna şöyle cevap verelim.

Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in ashabının mükemmel olmayışı peygamberliğine halel getirmez aksine delil getirir. Eğer mükemmel olsalardı insanüstü atfedileceklerdi. Sonraki nesillerin “peygamber bize yaşanılmaz takip edilmez  bir din ve örneklik bıraktı gitti” demeye hakları bulunurdu. Bu  insanların dinde laçkalaşmalarına zemin oluştururdu. Biz peygamber görmedik nasıl yapalım diyerek kusurlarımıza günahlarımıza kılıf olarak kullanırdık.

Bu din insan dinidir. Bu dinin de örnek esası insandır. Müslümanca yaşamak için gerekli her şeyi başta Efendimiz (s.a.s)’de görürüz. Sonrasında ilk nesil olan ashabın hayatından da örneklik alırız. Ashabın güzellikleri kadar kusurlarının da rahmet olduğunun bilincinde yaşayarak sorunlarımıza cevaplar buluruz. Böylelikle hem dünyamızı hem ahiretimizi sanıldığının aksine ütopik olmadan kazanabiliriz.

Son olarak Abdullah ibn Mes’ud’dan nakledilen şu rivayetle bitirelim:

“Sizden biri eğer uyacaksa Muhammed (s.a.s)’in Ashab’ına uysun. Çünkü onlar, bu ümmetin kalpler bakımından en iyileri, ilim bakımından en derinleri, tekellüf /gösteriş bakımından en azları, hidayet bakımından en doğruları, hal/tavır bakımından en güzelleridir. Onlar, Allah celle celaluhu tarafından son peygamberin sohbeti ve dinin ikamesi için seçmiş olduğu bahtiyar kimselerdir. Dolayısı ile onların faziletlerini takdir ediniz ve onların izinden gidiniz. Çünkü onlar dosdoğru bir hidayet üzeredir. (İmam Şatibi, Muvafakat,c.4,s.75-76).

Yorumlarınızı Merak Ediyoruz?