İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Tarih

İran’ın ölümsüz başyapıtı: Mescid-i Şah Kubbesi

Safevî devri mimari eserlerinin ve İran camilerinin eşsiz güzelliklerinden biri olan Mescid-i Şah Kubbesi, İran'da 16. yüzyılda parlayan, Pers İmparatorluğunun görkemli başkenti olan eski İsfahan şehrinin ölümsüz başyapıtıdır.

İran’ın ölümsüz başyapıtı: Mescid-i Şah Kubbesi
+ - 0

Safevî devri mimari eserlerinin ve İran camilerinin eşsiz güzelliklerinden biri olan Mescid-i Şah Kubbesi, İran’da 16. yüzyılda parlayan, Pers İmparatorluğunun görkemli başkenti olan eski İsfahan şehrinin ölümsüz başyapıtıdır.

Tarihi

1598’de Şah Abbas, Pers imparatorluğunun başkentini kuzeybatıdaki Kazvin şehrinden merkezi İsfahan şehrine taşımaya karar verdiğinde, İran tarihinin en büyük dönüm noktalarından biri haline gelecek olan çalışmaları başlattı.

Bu antik kentin yeniden inşası, Zāyandeh Nehri’ni (Hayat veren nehir) çevreleyen, geniş bir kurak arazinin ortasında yoğun bir tarım vahası olarak uzanan merkezi İsfahan şehrini seçerek, gelecekte yapılacak herhangi bir saldırıya karşı korumaktı.

Şah’ın iktidara gelmesinden önce İran, hem ordu hem de diğer kurumlarında herkesin çıkarları için birbirleri ile çatıştığı, merkezi yapısı zayıflayan bir güç haline geldi.

Fransız mimar Pascal Coste’un 1841’de İran’ı ziyaret eden tablosu. Resim, iki eyvanlı ana avluyu gösteriyor. 

Öyle ki İmparatorluğu oluşturan farklı illerin valileri bile Şah Abbas’ın siyasi yapısını zayıflatmak istiyordu. Fakat Şah Abbas‘ın İsfahan’ın İran’ın başkenti olarak yeniden inşasıyla gücün merkezileştirilmesinde önemli bir adım attı.

Şah Abbas, İran’da 3 ana iktidar bileşenini kendi etrafında toplamak niyetindeydi.

  • Din adamlarının gücü
  • Çarşı tarafından temsil edilen esnafın gücü
  • Şah’ın Ali Kapu Sarayı‘nda ikamet eden gücü.

Şah Abbas, iktidar için gerekli olan 3 ana bileşinin en önemli ayağı olan ibadethaneler olduğunu çok iyi biliyordu. Şah, 1021’de (1612) tamamlanan Meydân-ı Şâh’ın güneyinde bulunan Mescid-i Şâh’ın yapımına aynı yıl başlanmıştı.

Şah, öyle ki hayatı boyunca bu yapıyı tamamlama arzusu içerisindeydi fakat ömrü vefa etmedi. Mescid-i Şah Kubbesi, Şah Safî döneminde 1040’lı (1630-31) yıllarda tamamlandı.

Mescid-i Şah Mimarisi ve Yapımı

Eserin yapımına Şah I. Abbas Safevî’nin emriyle Mimar Üstâd Ebü’l-Kāsım’ın idaresi altında başlandığı bilinmektedir. Binanın meydana bakan büyük kapısı üzerinde yer alan kitâbelerde yapının Muhib Ali Bîkellah denetiminde inşa edildiği, mimarının ise Ali Ekber İsfahânî olduğu belirtilmektedir.

Dört eyvanlı plana sahip olan eser bu tipin en gelişmiş örneği olarak kabul edilmektedir.

Selçuklular devrinden başlayarak İran’daki mimarinin esasını teşkil eden bu merkezî avlu etrafında teşkilâtlandırılmış dört eyvan ve bunlara bağlı ikinci derecede önemi haiz mimari bölümlerden meydana gelen plan tipi, İran dışında Hint-İslâm ve Orta Asya mimari anlayışlarına da tesir ederek önemli bir yayılma göstermiştir.

Mimari ve Tasarım

Özellikle 1375’ten itibaren inşa edilen Yezd Cuma Camii ve 1418 tarihli Meşhed Ulucamii’nde belirli bir gelişme kaydeden bu plan tipine katılan en önemli yeni kısımlar olarak Mescid-i Şâh’ın ana ibadet mekânının iki tarafında yer alan iki medrese ve binanın dış cephesini teşkil eden yüksek bir kapı şeklinde yapılmış olan taç kapının kendine has teşkilâtı dikkat çekmektedir.

Özellikle bu cephe mimarisi, Safevî mimari anlayışı için alışılmış olmakla birlikte İslâm âleminin diğer bölgelerinde farklı bir hususiyet göstermiştir.

Caminin bağlandığı ve içinde yer aldığı büyük meydanın mimari teşekkülü ve kıble istikameti arasında ortaya çıkan farklılaşma sonucu iki ana eksen tayin edilerek binanın dışarıya açılan taçkapısı ve binanın kendi ana ekseni iki ayrı istikamete göre tanzim edilmiştir.

  • Camiye giriş eyvanı (kapı), gömme bir yarım ayı andıran ve 27 metre yüksekliğinde, turkuaz süslemeyle çerçevelenmiş ve zengin sarkıtlarla süslenmiş yarım daire şeklini alır. 
  • Pers İslam mimarisinin belirgin bir özelliği olan mukarnas denilen çini işi yanlarda, 42 metre yüksekliğinde iki minare yükselir.
  • Tepesinde güzelce oyulmuş, kenarlardan mukarnaslı ahşap balkonlar bulunur.
  • Avluda, girişin önünde küçük bir havuz ve atlar için de bir dinlenme yeri vardı.
  • İbadet etmeye gelenler için bir kaide üzerine yerleştirilmiş, şerbet veya limonata ile dolu büyük bir mermer leğen bulunurdu. (Bu leğen dört yüz yıldır olduğu gibi duruyor, ancak artık ibadet edenlere içecek sağlama işlevi görmüyor.)
  • Sarayının hattat ustası Rıza Abbasi, bu önemli esere inşaatın temelinin atıldığı tarihi ve Hz. Muhammed’i (s.a.s) ve Hz. Ali’yi öven yazılarla süsledi.

 Dini Yapılar

İçeride, kubbenin altındaki merkezi noktada bulunan akustik özellikler ve yansımalar, birçok ziyaretçi için merak uyandırıyordu. Mimarlar kubbeyi öylesine nizamlı şekilde imar etmişlerdi ki, imam kısık bir sesle konuşma yapsa dahi akustik düzenin bu sesin net bir şekilde duyulmasını sağlıyordu.

Güneybatı duvarında üç metre yüksekliğinde ve üç metre genişliğinde büyük bir mermer mihrap, Mekke’nin yönünü gösteriyordu. Bunun üzerine Şah’ın adamları, tahtadan altın kaplı bir dolap yerleştirmişlerdi. (Bir rivayete göre bu dolabın içinde Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edildiği kanlı gömleği bulunuyordu.)

Kubbe

Araplar tarafından 7. yüzyılda İslami mimari tasarımlara kubbelerin dahil edilmesinden sonra, cami mimarisinde kubbeler sıklıkla ortaya çıktı.

Kubbelerinin dışını, içte olduğu gibi çinilerle kaplanmıştı. Bu kubbeler kısa sürede İsfahan‘da mavi renk cümbüşüyle şehrin silüetine hakim olacaktı. Güneşin ışığını yansıtan bu kubbeler, ışıltılı turkuaz bir taş gibi görünüyordu ve İpek yolunu takip eden gezginler tarafından kilometrelerce uzaktan bile görülebiliyordu.

Maliyeti

Mescid-i Şah, 18 milyon tuğla ve 475.000 çini içerdiği söylenen devasa bir yapıydı ve Şah’a inşa etmesi için 60.000 toman’a (İran para birimi) mal oldu.

Caminin vakfiyesinde İsfahan ve çevresinde kırk sekiz mülk yer almaktaydı. 1844’te meydana gelen depremde güneydeki minareler eyvanın gövdesinden ayrılmış ve eyvanda da derin çatlaklar meydana gelmişti.

1845 yılında Kaçar Şahı Muhammed’in yaptırdığı önemsiz tamirin ardından 1932’de daha geniş bir onarım gören cami sonraki zamanlarda da birkaç defa onarıma tâbi tutulmuştur.

Yazı Kaynakları

Yorumlarınızı Merak Ediyoruz?